top of page

ANTİKIRILGANLIK: KAOSUN İÇİNDE DANS ETMEK

  • Yazarın fotoğrafı: okancilingiroglu
    okancilingiroglu
  • 23 Ara 2025
  • 6 dakikada okunur
Antikırılganlık

Merhaba dostlar,


Bugün sizlerle, sadece bir kitap özetini değil, aslında hem mesleki hem de sosyal hayatımızda, “denge” sandığımız şeyin aslında ne kadar tehlikeli bir yanılsama olduğunu sizlere Nassim Taleb’in “Antikırılgan” (Antifragile) kitabını üzerinden anlatacağım.


Neden bu kitabı bu kadar önemsiyorum? Çünkü hayatımızdaki belirsizliklerle nasıl başa çıkacağımızı ve kurumsal dünyada şirketlerin o “VUCA” dedikleri kaygan zeminde nasıl ayakta kalacaklarını dert ediniyorum. Bu beni hep aynı kapıya çıkarıyor: Hayat tahmin edilemez, peki biz bu tahmin edilemezlikle ne yapacağız?


Genelde refleksimiz şudur: “Aman risk almayalım, her şeyi planlayalım, sürprizleri engelleyelim.” Taleb ise bize diyor ki: “Durun! Bu yaptığınız şey sizi korumuyor, sizi yavaş yavaş öldüren bir kırılganlık yaratıyor.”


Gelin bu felsefeyi, biraz daha derinlemesine inceleyelim.



BÖLÜM 1: ÜÇLEMEYİ ANLAMAK (Kırılgan, Sağlam, Antikırılgan)


Her şeyden önce kelimelerle anlaşalım. Dilimiz, dünyayı algılayış biçimimizi şekillendirir. Bundan dolayı sizlere şunu sormak isterim: “Kırılgan kelimesinin zıttı nedir?”

Akıllardan hep aynı sesler yükselir: “Sağlam!” “Dayanıklı!” “Güçlü!”

Yanlış. Kocaman bir yanlış, diyor Taleb.


Masamdaki porselen bardağı düşünün. Eğer yere düşürürsem kırılır. Bu Kırılgandır (Fragile). Peki, bir kayayı düşünün. Yere atsam da, tekmelelesem de değişmez. Bu Sağlamdır (Robust). Ama “kırılgan”ın tam zıttı, darbe aldığında “aynı kalan” değil, darbe aldığında “daha iyi hale gelen” olmalıdır.


İşte Taleb’in literatüre kazandırdığı, hatta psikolojide de “Post-travmatik büyüme” (Travma sonrası gelişim) olarak bildiğimiz kavramın sistemik karşılığı budur: Antikırılganlık.


1. Kırılgan (The Fragile): Damokles’in Kılıcı


Mitolojideki Damokles’i hatırlarsınız. Kralın koltuğunda oturur, gücü ve zenginliği vardır ama tepesinde at kılına bağlı bir kılıç sallanmaktadır. Dışarıdan çok güçlü görünür ama tek bir rüzgar, tek bir hata, o kılıcın düşmesine ve her şeyin bitmesine neden olur.


Kurumsal dünyada “Kırılgan” yapılar hangileridir?

  • Her adımı mikroskobik düzeyde planlanmış “Waterfall” projeler.

  • Hata yapmaktan ölesiye korkan, inisiyatif almayan “Memur Zihniyetli” departmanlar.

  • Tek bir büyük müşteriye bağlı şirketler.


Hatta özel hayatımızda da, konfor alanına sıkışmış, “Aman tadımız kaçmasın” diye tüm duygusal çatışmalardan kaçan danışan, aslında en kırılgan olandır. Çünkü hayat (stresör), er ya da geç kapıyı çalar. Ve o kapı çaldığında, kaçacak yeri kalmaz.


2. Sağlam (The Robust): Zümrüdüanka Kuşu


Zümrüdüanka (Phoenix), yanar, kül olur ama küllerinden yine aynı kuş olarak doğar.

Etkileyici mi? Evet. Ama yeterli mi? Hayır. Çünkü Zümrüdüanka gelişmez. Sadece hayatta kalır.


Kurumsal hayatta “Biz 50 yıldır aynı işi yapıyoruz, krizler gelir geçer” diyen köklü ama hantal holdingler böyledir. Batmazlar belki, ama Google gibi, Tesla gibi dünyayı da değiştiremezler. Sadece yerlerinde dururlar.


3. Antikırılgan (The Antifragile): Hydra


İşte varmak istediğimiz nokta. Herkül’ün savaştığı Hydra canavarını düşünün. Bir kafasını kestiğinizde yerine iki tane çıkar. Canavarı öldürmeye çalışmak (ona stres uygulamak), onu sadece daha güçlü yapar.


Örneğin, bir Agile/Scrum eğitmeni olarak birlikte çalıştığım ekiplere anlatmaya çalıştığım şey tam olarak budur. Scrum takımları neden “Sprint” koşar? Neden sürekli hata yapıp “Retrospektif” (Geriye dönük değerlendirme) yaparlar? Çünkü her hata, her başarısız sprint, takımı bir sonraki adım için daha akıllı, daha hızlı ve daha uyumlu hale getirir.


Antikırılganlık, kaostan beslenmektir. Vücudumuz antikırılgandır; ağırlık kaldırdığınızda (stres), kaslarınız yırtılır ama vücut çalıştırdığınız kas grubunu daha güçlü bir şekilde onarır.


Tamda bundan dolayı, kendinize şu soruyu sorun lütfen: “Son 6 ayda iş yerinizde yaşadığınız en büyük kriz neydi? Ve bu krizden, öncesine göre daha güçlü mü çıktınız, yoksa sadece ‘atlattınız’ mı?” Cevap genellikle “atlattık” olur. İşte bu, sağlamlıktır. Hedefimiz ise krizden bir “yenilik” doğurmaktır.



BÖLÜM 2: MODERNİTENİN TUZAĞI — NAİF MÜDAHALECİLİK


Taleb’in kitapta en çok odaklandığı konulardan bir diğeri: Aşırı Müdahalecilik (Naive Interventionism).


Modern dünya, özellikle de kurumsal hayat ve modern ebeveynlik, “volatiliteyi” (oynaklığı) yok etmeye çalışıyor.

  • Çocuğumuz üzülmesin diye önüne çıkan her engeli kaldırıyoruz.

  • Ekip hata yapmasın diye onlarca onay mekanizması, prosedür, imza sirküsü koyuyoruz.

  • Ekonomi dalgalanmasın diye sürekli piyasaya para pompalıyoruz.


Sonuç ne oluyor biliyor musunuz? Taleb buna “Hindisi Problemi” diyor.


Bir hindiyi düşünün. Bir kasap tarafından 1000 gün boyunca besleniyor. Hindinin bakış açısına göre kasap, onu seven, besleyen, koruyan bir “iyilik meleği”. İstatistiksel olarak her geçen gün, kasabın onu sevdiğine dair inancı artıyor (Veri analitiği yapsa, güven endeksi %99 çıkar). Taa ki “Şükran Günü” (veya bizim için Yılbaşı) gelene kadar. 1001. gün, sürpriz bir şekilde o güvenli hayat son bulur.


Sistemi “pürüzsüz” hale getirmek, küçük dalgalanmaları bastırmak, görünmez bir risk birikimine (Kara Kuğu) neden olur. Orman yangınlarını tamamen engellerseniz, yerdeki yanıcı çalı çırpı birikir ve bir gün öyle bir yangın çıkar ki, tüm orman yok olur.


Eğitimlerde birlikte çalıştığımız yöneticilere/liderlere mutlaka şunu söylerim: “Bırakın ekibiniz küçük hatalar yapsın. Bırakın o küçük yangınlar çıksın.” Eğer çalışanlarınızın her epostasını kontrol ederseniz, her kararı siz verirseniz, görünürde “hata yapmayan” mükemmel bir düzen kurarsınız. Ama siz bir gün hasta olduğunuzda, izne çıktığınızda veya işten ayrıldığınızda, o ekip en ufak bir rüzgarda darmadağın olur. Çünkü “bağışıklık sistemleri” gelişmemiştir.



BÖLÜM 3: TAHMİN Mİ, HAZIRLIK MI?


Taleb kitabın önemli bir kısmını “tahmincileri” (forecasters) eleştirmeye ayırır. Ekonomistler, siyaset bilimciler, strateji uzmanları… Çoğunun tahminleri, yazı tura atmaktan hallicedir ama takım elbiseleri ve süslü PowerPoint sunumları olduğu için onlara inanırız.


Taleb diyor ki: “Geleceği tahmin etmeye çalışma. Bu imkansız. Bunun yerine, ne gelirse gelsin zarar görmeyecek, hatta fayda sağlayacak bir yapı kur.”


Yakalamışsınızdır, tam da bu nokta Agile ve Scrum ile %100 örtüşen yer. Geleneksel proje yönetiminde (Waterfall) ne yaparız? 1 yıllık plan yaparız. “6. ayda şu olacak, 9. ayda bu bitecek” deriz. Bu bir tahmindir ve kırılgandır. Çünkü 3. ayda dolar kuru fırlar, müşteri vazgeçer veya pandemi çıkar (bunların hepsini hepimiz yaşadık değil mi?). Ve o 1 yıllık plan çöp olur.


Agile ne der? “Ben 1 yıl sonrasını bilemem. Ben önümdeki 2 haftayı (Sprint) bilirim. Yaparım, denerim, müşteriye gösteririm. Beğenmedi mi? Değiştiririm.” Agile, değişimi kucaklar. Değişim (kaos), Agile takımına zarar vermez, aksine ürünün daha iyi olmasını sağlar. Yani Agile, doğası gereği antikırılgandır.


Özetle: Tahmin eden lider değil, adapte olan lider olun. Kendinize sorun: “Vizyonunuz, değişen şartlara göre esneyecek kadar ‘canlı’ mı, yoksa duvara asılı ölü bir metin mi?”



BÖLÜM 4: STRATEJİLER — HALTER VE VIA NEGATIVA


Peki bu felsefe güzel de, biz bunu pazartesi sabahı işe gidince nasıl uygulayacağız? Taleb bize iki muazzam strateji veriyor.


1. Halter Stratejisi (Barbell Strategy)


Spor salonundaki halteri düşünün. Ağırlıklar iki uçtadır, ortası boştur. Taleb diyor ki: “Orta yoldan kaçın. Orta yol, görünüşte güvenli ama aslında risklidir.”

Hayatınızı ve işinizi iki uca ayırın:

  • Bir uçta: Aşırı Güvenlik. (Paranızın %90'ı nakitte/altında dursun, işinizde garanti süreçleri koruyun).

  • Diğer uçta: Aşırı Risk/Yüksek Getiri. (Paranızın %10'u ile çok riskli ama tutarsa zengin edecek girişimlere yatırım yapın. İşinizde %10 zamanınızı çılgın inovasyonlara ayırın).

Kurumsal hayatta bu şöyledir: Operasyonel işlerinizi (muhasebe, üretim bandı) aşırı disiplinli ve hatasız (Sağlam) yapın. Ama Ar-Ge, pazarlama veya yeni ürün geliştirmede aşırı özgür, kuralsız ve risk alıcı (Antikırılgan) olun. Şirketlerin çoğu ne yapıyor? Her yerde “ortalama” risk alıyor. Hem muhasebede biraz gevşekler, hem de Ar-Ge’de çok bürokratikler. Sonuç: Vasatlık ve kırılganlık.


2. Via Negativa (Negatif Yolu)


Kitapta en sevdiğim kısımlardan birisi tam bu nokta. Via Negativa!


İnsan zihni “eklemeye” programlıdır.

  • Sorun mu var? Yeni kural koyalım.

  • Hasta mıyım? İlaç alalım.

  • Şirket yavaşladı mı? Yeni bir departman kuralım, yeni yazılım alalım.


Taleb (ve eski kadim bilgelik) diyor ki: “İyileşme, ekleyerek değil, çıkararak olur.”

  • Sağlıklı olmak için vitamin alma, sigarayı ve şekeri bırak. (Zararlıyı çıkar).

  • Zengin olmak için daha çok kazanmaya çalışma, borçlanmayı ve gereksiz harcamayı bırak. (Kırılganlığı çıkar).

  • Şirketi hızlandırmak için yeni süreçler ekleme, onay mekanizmalarını ve gereksiz toplantıları kaldır.


Kıymetli yöneticiler, kendinize sorun: “Hangi toplantıları yapmazsanız işler batmaz?”. Başta korkutur bu soru sizi. Sonra fark ederlersiniz ki, takvimlerinin yarısı “gürültü”den ibaret. O gürültüyü (Via Negativa ile) kaldırdığınızda, sinyal netleşir.


Psikolojide de böyledir. Mutluluğu “satın almaya” çalışmak yerine, mutsuzluk veren düşünce kalıplarını (Bilişsel Çarpıtmalar) hayatımızdan çıkarmak daha etkili bir stratejidir.



BÖLÜM 5: OYUNUN İÇİNDE OLMAK (SKIN IN THE GAME)


Ve son olarak, etik… Liderliğin kalbi. Taleb, “Risk almayan kişi, karar verici olmamalıdır” der.


Eğer bir mimar/müteahhit kötü bina yaparsa ve o bina çökünce mimar/müteahhit zarar görmüyorsa, o mimar/müteahhit kötü binalar yapmaya devam eder. Sistem kırılganlaşır. Roma ordusunda, köprü yapan mühendisler, ordunun köprüden geçişi sırasında köprünün altında beklemek zorundaydı. İşte buna “Skin in the Game” (Oyunun içinde olmak / Elini taşın altına koymak) denir.


Bugün kurumsal hayatta en büyük sorun, “risk transferi”dir. CEO riskli bir karar alır, şirket batar, ama CEO “altın paraşüt” tazminatını alır gider. Olan çalışanlara ve hissedarlara olur. Danışmanlar gelir, şirkete “şunu yapın” der, işler kötü giderse “siz uygulayamadınız” der, paralarını alıp giderler.


Eski bir söz vardı, hatırlarsınız mutlaka. Bir süredir nedense çok gündeme gelmiyor. Gerçek lider, gemi batarken filikalara en son binendir. Özetle, kaptan gemiyi en son terk eder. Kararlarının bedelini ödemeye hazır olmayan, sadece ödülüne talip olan kişiler, lider olamazlar.


Lütfen düşünün: “Aldığınız kararın sonucu kötü olursa, bedelini siz mi ödüyorsunuz, yoksa ekibiniz mi?” Eğer bedeli ekip ödüyor, övgüyü siz alıyorsanız, siz kırılgan bir liderlik sergiliyorsunuz demektir. Ve o ekip ilk fırsatta sizi terk edecektir.



KAPANIŞ: BİR ANTİKIRILGANLIK MANİFESTOSU


Sevgili dostlar,


Nassim Taleb’in bu kitabı, sadece ekonomi veya felsefe kitabı değildir. Bir yaşam kılavuzudur. Hepimiz, ne iş yapıyor, hangi alanda çalışıyor olursak olalım, günün sonunda “İnsan”ı odağa alıyoruz. İnsan, doğası gereği antikırılgandır. Bizi öldürmeyen şey, gerçekten de güçlendirir (tabii doğru dersi çıkarırsak).


Size çağrım şudur:

  1. Kaosu sevin. Belirsizlikten korkmayın. O sizin antrenman sahanızdır.

  2. Basitleştirin (Via Negativa). Hayatınızdan ve işinizden fazlalıkları atın.

  3. Halter Stratejisi uygulayın. Bir yanınız çok sağlam olsun, bir yanınızla macera arayın. Arada kalmayın.

  4. Elinizi taşın altına koyun. Söylediğiniz sözün, aldığınız kararın arkasında durun.


Özetle, sizlere şunu söyleyebilirim: En büyük potansiyeliniz, konfor alanınızın (kırılgan bölgenin) bittiği yerde başlar.


Sevgi ve gelişimle kalın,


Okan Çilingiroğlu

bottom of page